27 Eylül 2016 Salı

Yeni Kapitalizmin İK Hapları (III): Aydınlık

I ve II. kısımları bitirdiğinize göre mavi hapı sevdiniz siz.Sizi gidi hapçılar. X'deki deli saçmalarını geçerek Y'ye atlayalım.Özünü anlatmaya yeter. Y nesli, 1980-1999 arası doğanlardır. Y neslinin en yaşlısı 33, en genci ise 41. 1- bağımsız olmayı seviyorlar, özgürlüklerine düşkünler ve iş yaşamlarında da farklılar. Belirlenen mesai saatleri arasında çalışmayı sevmiyorlar.2-örgütsel bağlılıkları azdır ve çok fazla iş değiştirdikleri de söyleniyor 3- Bir an önce yönetici olmak ya da kendi işlerini kurmak istiyorlar. 4- Onlar, iş hayatını sadece yaşamlarını sürdürebilmek için değil, daha rahat para harcamak için istiyorlar. 5-Y neslinin uyumsuz olduğu, kendisinden farklı düşünenleri acımasızca eleştiri yağmuruna tuttuğu da bir gerçek.6-Bu durum aşırı bireyci olmasından ve otorite tanımamasından kaynaklanıyor. Bu nesil kural tanımıyor. Ülkemizin %35’ini oluşturdukları söyleniyor. Yani 27 milyon genç Sitcom'larda tartışmanın ortasına giren salak karakter gibi "Biri bana burada neler olduğunu anlatsın" diyorum.1980 yılından itibaren ana rahminde ne olup bitti acaba? Biz o günden 1999 'a kadar adını Y profili koyduğumuz 27 milyon kardeş sahibi olduk.Çernobil,bilgisayarlar falan demeyin sakın global bir nesil profilinden bahsediyoruz.Yani determinizmle açıklamaya kalkışmayasınız sizi rezil rüsva ederler.Mısır piramitlerinden , buhar makinesine kadar olan gelişim maceramızın tonlarca katını son 100 yılda gerçekleştirdik.Darwin'e göre sadece obez olabildik ama 5 farklı mentale sahip milyarlarca insan evrildi öyle mi ? Kaderin garip cilvesi bu kuşak tamda yeni kapitalizm'in istediği özelliklere sahip.Körün istediği bir göz Allah verdi iki göz.Yrd.Doç .Dr.Aslı Vatansever "Prekarya geceleri" makalesinde esnek çalışma saatlerinin "özgürlük" !!! olarak pazarlanmasına değindikten sonra bizi şu dipnota yönlendiriyor Tanıl Bora, Radikal gazetesi için Gezi protestoları sırasında kaleme aldığı “Beyaz Yakalıların İsyanının Ardında Ne Var?”yazısında, bu yanılgıyı eğlenceli bir üslupla özetler: “Prekarizasyona dayalı istihdam rejimi, bir “gençlik”, “yenilik”, “değişim” mitolojisiyle beraber yürüyor. Üç-beşyıldan fazla aynı işte çalışmak, başarısızlık alameti sayılıyor bu rejimde. Aynı işyerinden emekli olan ruhsuz memur imgesine karşı, bir kariyer hedefinden ötekine zıp zıp iş, araba, telefon, ev, eş,şehir değiştiren “profesyonel” imgesi reklamlarla, filmlerle, plaza-ofis efsaneleriyle parlatılıyor. Üç otuz paraya çalışanların çoğuna böyle hovarda bir yaşamın anca hayali kalıyor; onlar da o üç otuz paralarını öyle bir yaşamın vitrinini oluşturacak kılıklara, aksesuarlara harcıyorlar…”. Sadece Reklam,film değil Kalburüstü Danışmanlar,Headhunterlar,Eğitimciler, kimi Akademisyenler parlattıkça parlatıyorlar.Hani 80-99 arası doğanlardan kendisinde bu özellikleri bulmayanlar "yeni normal" e göre hüzünlenip ben anormal miyim diye evhamlanıyorlar.Ben yeterince hırslı değilim,mobil değilim. İK görüşmelerinde klasik soru haline geldi "Mobil misiniz" .." Evet Karavanda yaşıyorum;Şu an yoğurtçu parkındayım.Geleyim mi?" Sen,değişik coğrafyalarda tecrübeleneceğim, belki expat olurum falan diye sevin.Belki sürüleceksin,senden kurtulmak için tayinini çok sevemeyeceğin bir yere çıkaracaklar.O yüzden peşin peşin sözleşmene yazarlar kuzucum itiraz etme diye...Paranoyaların en iyi yetiş tiği güvensizlik tarlalarında, hayat kolay değil. Peki ne olacak... Aydınlandıkça farkındalık arttıkça denge olması gereken yere gelecek.Servetini riske ederken iş kapısı açarak seninde rızkını çıkarmana imkan veren; Bunu yaparken insani değerleri koşulsuz ön planda tutan toplumcu sermayedar gele ceklerin lokomotifi olmayı sürdürecek.İşçide kazandığının hakkını vermekle mükellef.Biri maddi servetini riske ederken diğeri kendi serveti olan sicilinin kredisini riske etmekte.Bu anlamda herkes kapitalist.Her iki tarafta birbirlerine şükran duygusu ile yaklaşmalı yani.. Karakter Aşınması "Yeni Kapitalizm"in kendi elleri ile yarattığı katili olacak. Bu kaçınılmaz.Meşhur "Kelebek etkisi" 'ni hatırlarsınız.Hani Amazonlarda kanat çırpan kelebeğin Amerikada fırtına yaratmasını anlatır.Karakteri bozunumlu her düzeydeki çalışan,iş ortağı,yönetici ,etrafını geometrik hızla enfekte edecektir. Çabuk gelen karlılığı bir o kadar çabuk şekilde zarara ve kayba dönüştürmesi kaçınılmazdır. Vicdansız bir akıldan çıkan karar ve eylemlerin getirdiği karlılık elinizde tuttuğunuz kartopundan daha hızlı eriyecektir.Çünkü karakter aşınması basitçe "işletme entropisini" pozitif kılarak kaosu,cahilliği ,manipülasyonu ve dezenfermas yonu besleyecektir. Z'lerin kurtulma şansları var.Mutlaka "meslek" sahibi olmalılar eğer mümkünse bireysel olarak icra edebilecekleri bir meslek.Gerçekten" meslek lisesi memleket meselesi".Seçtikleri mesleğin mutlaka bir çatı kuruluşu olmalı.Eğer idari bilim mezunu iseniz yazık , tıp bölümünü bitiren arkadaşınız 1sene MBA alır ve sizin mesleğinize ortak olur.Sizin doktorluk için böyle bir şansınız yok.Mali müşavir olmak için senelerce çalışıp üstüne sınava girmeniz lazım.Bilmem anlatabildim mi? Mutlaka tek başınıza para kazanabileceğiniz beceri eğitimlerini alınız. Girişimcilik önemli bir konu.Geç oldu ama yapmadılarsa X'ler ve hala yapabilir ken Y'ler ,B planlarını oluşturmalı.Girişimci olarak tabii. Artık yeni kapitalizmin kurallarını bildiğinize göre çalışacağınız şirketin geleneksel mi neo mu olduğunu iş ilanında veya öngörüşmede anlayabilirsiniz.Bu arada online iş arama sitelerini de yakın zamanda didiklemeyi düşünüyorum.Benden bu kadar.Her ne kadar sürç-i lisan ettiysek affola.... Tam kafayı sıyırmak isteyenlere : PREKARYA GECELERİ,21. Yüzyıl Dünyasında Geleceği Olmayan Beyaz Yakalıların Rüyası Yrd. Doç. Dr. Aslı Vatansever/ KARAKTER AŞINMASI : Richard Sennet AYRINTI YAYINLARI PREKARYA YENİ TEHLİKELİ SINIF :Guy Standing İLETİŞİM YAYINLARI NE DERS OLSA VERİRİZ : Aslı Vatansever -Meral Gezici Yalçın " " ShareShare Yeni Kapitalizmin İK Hapları (III): Aydınlık

Yeni Kapitalizmin İK Hapları (II) : Gölgeler

Ali Koç: “Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir. Ben en azından eşitsizliğin minimum seviyeye indirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Gerçek sorun kapitalizmdir” (14 Kasım 2015). Ben söylemedim Ali Koç söyledi.Doğrusu şu ki kapitalizm'in yerine koyacağımız başkaca paylaşım modeli henüz üretilemedi.Sorun , sistemin hem sermayedar hem işçinin mutluluklarını maksimize eden bir direnç noktasının inşaa edileme miş olması.Sermayedar ve Çalışan birbirini besleyen sinerjik enerji kaynakları olmak yerine birbirini tüketen iki zıt güç gibi bir anlayış üzerine işlemeye zorlan ması.Kimilerine göre bu eşyanın tabiatı yani kapitalizmin doğası.İşte bu doğa en büyük kapitalistlerden birini bile "gerçek sorun kapitalizm"dir demeye zorluyor. Demek sorunlar hissedilir vaziyette.Bu iyi bir şey... Yeni kapitalizm anlayışı nalıncı keserini sermayedar tarafına çalıştıran başka bir versiyon .Terazinin bir ucu köleliğe diğer ucu ise bireysel zenginleşmenin sıfıra yakınsandığı gri-siyah tek düze bir dünyada " ohh eşitiz derken" politbüro gibi ayrıcalıklı sınıfların "zengin" lerle yer değiştirerek sizin ancak fantazilerinizde yaşatabileceğiniz nimetleri doyasıya tüketmesi.Benim oyum, kapitalizm adını verdiğimiz bu motorun iki ana dişlisinin denge noktasını bularak çalıştırmaktan yana.Bakın korkulacak bir şey yok " gomonist " olmayacaksınız... Babyboomer XYZ kuşaklarından hareketle geldiğimiz noktanın başlangıcı Richard Sennett'in "Karakter Aşınması" adlı eserinde yatıyor.Yeni Kapitalizmde işin kişilik üzerindeki etkilerini ustaca ele almış.Yani Nosferatu kimliğinde canlanan yeni kapitalizmin gölgesi kendi işçisinden başka birisi değil.Bir canavar başka bir canavarı yaratmış oluyor.Bu bölümde "Süper İşçi " idealinin nasıl "Karaktersiz İşçi"ye dönüştüğünü kitabın arka kapağından aktaracağım. Çuvaldızı kendimize batıralım... "Yeni ekonomik düzenin büyülü sözcüğü 'değişim'in doğası nedir; insanlara nasıl yansıyor?Her zaman kısa vadeye endeksli bir ekonomide kişi nasıl kalıcı değer ve hedeflere sahip olabilir?Her an parçalanan ve sürekli yeniden yapılanan kurumlarda , kişi kendi kimliğini ve yaşam öyküsünü nasıl oluşturabilir? ... Sermayenin günümüz ekonomisinde bütün dünyaya yayılmış dalgalı denizler lerinde "hızlı kar "ın dışında başka bir amacı yok.Şirketlerini piyasadaki anlık değişimlere müdahale edecek biçimde esnekleştirip,yeniden yapılandırıyorlar. Kişilerden sürekli kendisini yenilemesini ,seyyar olmasını ,risk almasını ve rekabet becerisini geliştirerek yırtıcı bir karakter edinmesini, takım çalışmasın da uyumlu olması bekleniyor.Ancak eski kapitalizmin rutin ve monoton yapısına karşı savunulan bu politikaya yakından bakıldığı zaman sadece eski iktidar yapı larının rengini değiştirdiği görülüyor ( C düzeyinde yaratılan aslında kendiside işçi olan yapay bir sınıf sermayenin sesi haline geliyor.Atlanmış bir sınıf illüzyonu ile "zengin" sınıfa yakınsayan baş karınca yeni kapitalizmin kurallarını empoze ediyor). Çalışanlar için esnekliğin anlamı ise yaşam boyu iş güvencesin in yok olması.Sürekli iş ve şehir değişikliği ile yön ve aidiyet duygusunun yitiril mesi;İstikrarlı işlerin yerini geçici projelere bırakılması ve bir işten diğerine dünden yarına sürüklenen yaşama parçacıklarından beslenen ,rekabetin körüklediği " güvensizlik " ve "kayıtsızlık" duygusu....ve karakter aşınması. Oysa insan karakteri duygusal deneyimlerimizin uzun vadeli olması ve başkalarıyla girdiğimiz ilişkilere yüklediğimiz etik değerler üzerine gelişir.Karakter, iç sel bütünlük,ilişkilerde karşılıklı bağlılık ve uzun vadeli bir hedef için çaba harcamak biçiminde kendini gösterir.Yeni kapitalizm ise güvenmeyi , bağlan mayı ve uzun vadeli planlar yapmayı karlı bulmaz.reddeder. Sennet "Karakter Aşınması'nda gelişmiş bilgisayarlarla üretilen ekmeğin kalitesinden çok ,ekmeği yiyenlerin hayatına bakıyor ve soruyor."Bu sistem insan yaşamına değer ve anlam katıyor mu? " ve ekliyor: "Değişim, kitlesel ayaklanmalarda değil, insanların arasında toprakta yeşerir.İnsanları birbirleri için kaygılanmaz hale getiren bir rejimin, meşruiyetini uzun süre korumayacağına eminim." III. bölümünde finalini yaparız.Sürç-i lisan ettiysek affola....

Yeni Kapitalizmin İK hapları (I) : Yutunuz Canım...

Son zamanlarda Linkedin'de de gördüğümüz Babyboomers-X-Y-Z kuşaklarının avantaj ve dezavantajlarını gösteren infografikleri mutlaka incelemişsinizdir. Hatta kuşağınızla olan örtüşmeleriniz ,size ' Hımm evet ya ama şu özelliklerimiz firmalar için vazgeçilmez.Şu departmanlarda daha faydalı olabiliriz" dedirtmiş olabilir.Bu kuşakların nasıl evrildiğinin hikayesi Tümdengelimle gayet güzel rasyonelleştirilmiş.Geriye doğru olayları birleştirerek kaderin ördüğü ağlara dokunma müthiş haz veriyor olmalı.Oldukça konforlu ve risksiz değil mi ? Ne güzel her şey yerli yerine oturuyor öyle.Ehh bu araştırmalarla süslenmiş ,eğrinin doğruya karıştığı, kırmızı hap sizi mutlu ediyorsa yazıyı okumayı bırakmalısınız .Devam ederseniz sizi huzursuz edeceğim.Didiklemekten müthiş hoşlanırım... Yazık ki ben, nesil kategorizasyonun,yeni kapitalizmin ,beyinlerimize nakşettiği ve talep ettiği " Süper İşçi" profilinin , propaganda araçlarından biri olduğunu düşününenlerdenim.Bu yaklaşım elbette "mavi hap" 'ı ortaya çıkarıyor. Biraz sonra okuyacağınız düşüncelerin saçmalıklar silsilesi olması ve size "Hadi kardeş bir uyu sen en iyisi" dedirtmesi ; Üstelik haklı çıkmanız ,sizi daha da mutlu edecektir. Kaybeden ben olurum ve evet, evet... bu ilk olmayacak.Sorun şu ki ya doğru ise düşünceler. İşte şimdi ayvayı yediniz...Sevmiyorum bunu ama "ben demiştim"... Babyboomer'larla başlayalım.Üstad şöyle buyurmuş :"Şu anda baby boomer neslinin en yaşlısı 68 yaşında, en genci ise 49 yaşındadır. Bu nesil teknolojiden uzaktır, diğer bir deyişle teknolojiyi benimseyememiştir. Teknoloji yaygın olmadığı için çoğu zaman işlerini kendi kendilerine yapmak zorunda kalmış, üretmişlerdir. Bunun yanında, iş sadakatleri yüksektir. Diğer kuşaklardan farklı olarak, iş yaşamları için “çalışmak için yaşamışlardır” ifadesi kullanılabi lir.Ayrıca bu nesil için “önce çocuklarına daha sonra ise anne ve babalarına baktılar” ifadesi de kullanılmaktadır . Sadakatlilik ve kanaatkârlık duyguları oldukça yüksektir. Ülkemizin %19’unu oluşturuyorlar". Biraz daha çirkinleşip "Bu teknoloji özürlüsü moruklar hesap makinesine bile yabanidirler,abaküs ve facit kullanırlar.Fırsatları değerlendiremeyen , kuru maaşa oynayan bir nesildi.Ama Allah için beygir gibi çalışırlardı.... nedense. Hayatın kıymetini bilmediler.Sığır gibi yaşadılar.Zamda istemezlerdi,isteseler yapardık. Geçiyor neyse...Bize heryer Google oh be" diyebilirlerdi . Onlar bizim "Babamızdı,Annemizdi,Ablamızdı,Abimizdi"'.Gerçekten gözlerim dolarak yazıyorum.İşkoliklermiş ; Onlar çok çalışırdı ve hala öyleler burası doğru ...Bizim için...Yemediler yedirdiler içmediler giydirdiler okuttular,dükkan devrettiler,iş öğrettiler,bizi kendilerinden çok sevdiler...Erdemliliği,çalışkanlığı adil olmayı ,yardımseverliği ve mütevaziliği öğütlediler.Gücün zehirini ,Tepeye çıkarken rastladıklarımızı inerkende görebileceğimizi hikaye ettiler.(Yazar Notu : Bazılarına adam olma sanatını çift dikiş anlatmalıydılar onlara teessüf ediyorum.Umarım bizde bunu tekrarlamayız.Amin) Hata yaptığımızda belki haddinden fazla kızdılar çünkü "onlarsız" hata yaptığımız zaman karşımızda kendileri kadar merhametli birinin olmayacağını biliyorlardı.Hata, mutlaka dersini bir kere anlatan öğretmen olmalıydı... Günümüzde bile mesai saati bitiminde göz ucu ile "Aa herife bak saat 18:00 oldu vınnladı diye arkasından söylenilen iş yerleri yok mu?" OECD rakamlarına göre Türkiye haftalık 45 saatle birinci değil mi oda resmi olanı.İlave mesaileri var bunun... hiç girmeyelim...Çünkü onlara iş yerinden geç çıkmanın ve bununla ilgili bir şey istememenin " yaşamak" için elzem olduğu öğretildi.Bazı yerlerde o kadar yükleme yapıldıki adam işini bitirmek için gönüllü kaldı. Çünkü hık dese performans kartı çıkacaktı karşısına...Adamlar standartları koymuş canım.İş yerine erkenden gelen ve geç çıkan makbuldur bizde.Bu sayede Dünya markaları üretebildik , kalitemize ve ürettiğimiz teknolojiye yedi düvel hayran oldu.Feci çalışırız biz.Bu bir kuşak meselesi değil bu çalışma standartlarını nasıl ve ne şekilde koyduğunla ilgili mesele,bizde olduğu üzere hep informal.Biraz gösteri, yönetici veya patron tatmini temelli. Çalışan babyboomerlar bu standartları kendileri mi koydu yoksa...Neden bu kadar mazoist olabildiler Allahım. Cumartesileri hala gerekli gereksiz çalışılan bir sürü şirket var çünkü 45 saati cumaya kadar dolduramıyor garipler...5 saati maaşından keselim deseler ne olur.Bilmem,ben verirdim...Hafta içi 1'er saat fazla çalışın bari servistir, yakıttır tasarruf yapın.Yaratılan katmadeğerden daha fazlası cebe kalır. Sizce bu davranış kalıpları ve algılamalar mutasyona uğramış karakter tezahürü müydü? Koca bir nesilden bahsediyorum.Evet mi?Benim psikoloğa gözükmem gerekiyorsa bunu daha önce yapmıştım... Hadi biraz ihtiyarların teknoloji düşmanlığından bahsedip gerisini ikinci yazıya bırakalım. Şu an kullandığımız son versiyon cihazları,yazılımları çoğunlukla kim icat etti.Bill Gates,Steve Jobs X veya Y kuşağı mı? İkiside 1955 doğumlu. Nesillerden bahsetmiyor muyuz.Şurada haklı olursunuz küçük bir yüzdesi utangaçtır öğrenmek ister ama söylemez.Bunu kullanmamakla , dışa vurur ama teknolojiye uzak diyerek genellemek ayıp olmuyormu yahu.Bazılarınınsa temel ihtiyaçları hariç raporlamalarını x veya y kuşağı zaten yapmakta çünkü derleyici değil, karar verici,denetleyici,mentor neye göre karar vereceğini denetleyeceğini size söyleyen veya size ürettiren konumunda... Teknoloji tüketimi , sosyal medya kullanmanın içine sıkıştırılmamalı. Bunlar bambaşka ihtiyaçların ve bozunmaların getirdiği kendini ifade etme , bağlantı kurma mecraları. Kullanmakla modern falan olmazsınız ,kullanmayınca arkaik olmazsınız. Geçmişte sosyalleşmenin farklı metodları vardı.Gelecekte de bundan farklı olacak.Ve siz belki hala facebook daha cazipti diyeceksiniz. Linkedin gibi yerlerde hiç babyboomer yok mu ? Elbette var hemde çok kıymetli insanlar. DanoneSa da çalıştığım yıllarda Rahmetli Yıldırım abi vardı.Koca fabrikanın üretim planlaması , forecasting onun sorumluluğundaydı.Visual basic ve makro öğrenmek için gözünün içine bakardık.Neden genelleştiriyoruz . İlk bilgisayar ENIAC'tı . 1941'de yapanlar BB jenerasyonunu imal eden "Sessiz Kuşak" mış ki buna girersek çıkamayız.167 m2 lik bir alanda 30 ton ağırlığındaydı.Son bilgisayar 2013'te duyurulan D-Wawe X2 quantum işlemcilidir ve küçük bir oda büyüklüğündedir.Doğru okudunuz.Google satılan şirketin CEO su Vern Brownel,Google'ın proje yöneticisi John Martinis siyah kuşak mı diye düşündünüz evet onlarda BB. Feng-hsiung Hsu Deep Blue'yu IBM çatısında geliştirdi.Hani ustalarla satranç oynayan. 1955 Çorum doğumludur.Peki tamam Taiwanlı, sizi kandırmak zor olmalı. Popüler kültürde teknolojiden anlaşılan en çok bilgisayar maharetleri olduğundan burada takıldık.Yoksa Mimarlık,Mühendislik,Tıp gibi alanlardan yüzlerce örnek çıkar.Siz hiç BB grubundan bir doktorun tomografi , ultrason falan çok sıkıcı ben sadece röntgen ve stetoskop ile hallederim dediğine şahit oldunuz mu? Veya bir mimarın bu autocad beni çok kastı şu cetveli verir misin evladım dediğini.Gemi kaptanlarının navigasyonlarını kapatıp mini dürbünü ile kutup yıldızını aradıklarını,Parmaklarını emip rüzgara tuttuklarına denk geldiniz mi? Teknolojiyi üretmeyi çok sevdik ama kullanmak zul geliyor diyorlar yani.İyiki etrafta ilk başlarda bocalayan bir iki abimize şahit oldunuz.Olamaz mı? Dünyanın en önemli teknolojilerini yöneten, talep eden yaratan kurumu hangisi.Google , Apple, Microsoft hayır hayır. NASA , bugün kullandığımız çoğu şeyi ya başlattırmış veya başlatmışlardır.Kaç kişi çalışıyor NASA'da . Tam 16900 kişi.Senior Executive kaç kişi..... 387 . Tabloya bir gözatın.Kıdem durumuna göre kuşak belirlemeye çalıştım mutlaka sapma vardır ama tabloyu değiştireceğini düşünmüyorum. Yani istihdam edilen 5 yıldan az kıdemi bulunan 22 kişinin yaş grubunun 60-70 olma ihtimali düşük. Kesin bilgi için Google'a Nasa workforce yazın ve cube 'e girin. Karşınıza IBM Cognos çıkacak dibine kadar öğrenebilirsiniz.Teknik şirket İK'larına özellikle tavsiye edilir. Bu kadarda şeffaf olunurmu yahu.Parayla bu kadar araştırma satın alamazsınız. Sizin şirketinizin durumu, bu perspektiften nasıl acaba ? . Kıdem Personel Sayısı Kuşak Ağırlık % 40 + 8 BB 24% 35-39 20 BB 30-34 66 BB 25-29 121 X 51% 20-24 53 X 15-19 24 X 10-14 44 Y 25% 5-9 29 Y -5 22 Y Toplam 387 Teknoloji diyorum NASA diyorum. Senior executive istihdamının %24' ü Babyboomer.70 yaş çalışan nüfusu 257 ve bunun 5'i senior executive.70 üstü varsa Galileo falandır.Geri kalan 252 kişi uzay mekiğinin civatalarını sıkmıyor herhalde.Bu ideal bir dağılım mı ?.Bilmem.Ama NASA'nın olduğunu biliyoruz. Türkiyede özellikle beyaz yakalılarda 40 'ın üstündekiler risk grubunda.Emekli olabilirlerse kurtulucaklar Firmalar istihdam açısından maksimum 35 yaş'a kilitlendikleri için bir süre sonra Y ve Z kuşağı da kabus yaşayacak.Şu dönem iş değiştirme teşvik edildiği ve rahat kısa listeye girildiği için sorun yok amma ya sonra ? Emekliliğinize daha 30 sene var canlarım.Genç nüfusun yaşam enerjisine doymayan Nosferatu'nun işi bittiğinde plaza duvarlarında sadece çığlığınız yankılanacak. Ahahahaha ...Tamam bu kötümser tabloyu değiştireceğim.X'lere güvenin biz nesil satmayız. Baştan söylemem gerekti ama buraya kısmet oldu.Bizim ağzımızı yayarak söylediğimiz babyboomers jenerasyonun orjinali Amerikadan ve II. Dünya savaşından sonra devlet teşviği ile gerçekleştirilen nüfus artış planının ürünü olan çocukları ifade ediyor.Biz girdik mi harbe...Hayır...Devlet teşvik falan verdi mi? Hayır. Şimdilerde veriyor yani Baby boomers'dan bahsedeceksek. 3 çocukta Anne'ye 1300 TL olması lazım ortalama 52 paket bebek bezine tekabül eder.Adam başı 17 paket 2-3 ay devlettensiniz.Promosyon etkisini göreceğiz. Bizimkilerden bir kısmının çağdaşları ile paylaştığı rock'n roll , twist , imagine falan olabilir.Onun dışında çoğu acı gurbet Alamanya yollarına düştü.Bir kısmı ideoloji savaşlarında yara bere aldı; Hayatları karardı.Alamanya'ya gidemeyen Ankara'ya İstanbula geldi.Öyle ekonomik patlamanın çocukları değildi hiçbiri .Darboğazlar,kıtlıklar,krizlerin, örtülü, açık savaşların tam ortasında serpildiler.O yüzden üzerimize titreyip durdurlar...%19 ' şöyleymiş böyleymiş.Hasta ediyorsunuz beni. Peki aslında ne demek isteniyor BB nesli üzerinden X'e ve Y'ye.X üzerinden Y ve gelecekteki Z'ye subliminal veya direkt paketler neler acaba... Yeni kapitalizmin en kıt kaynağı finansman,teknoloji , İK falan liste başı değil. Bir numaralı kıymetli kaynak "Zaman". Evet " En kısa zamanda karlılığı arttırmak". 5-7-10 seneler çok uzun. Mümkünse yarın , yarın değilse yarına en yakın zaman dilimleri.Hemen... Tüm dizayn buna göre şekilleniyor.İş ilanlarına bakın neler bekleniyor. BB'lerle bilinçlere yazılan mektup. 1. Teknolojiyi benimsememiştir. ( Teknoloji iyi bir maliyet düşürme metodu, hem iş saatlerinden kazanırım.Hem birim maliyetlerini düşürürüm.Evet yanımda çalışıyorsun ama aynı zamanda tüketicimsin bunları kullan hem seni çalıştırırken hem sana satarken zinciri çevirebilmeliyim.Sermayenin kar üretme hızı senin alışkanlıklarından geçer. 24 saat emrimde olmalısın.Mail atabilirim sana geceleri.Telefonunu kapatma sakın.Sadece geçen yaz ne yaptığını bilmek istemiyorum. Akşamlarıda ne yaptığını bileceğim. Aklının köşesinde hep ben olmalıyım.O saatler senin dinlenme saatin değil bana tekrar gelirken tazelenme saatin.Yıllık , Aylık toplantılarımızı hafta sonuna sıkıştırırız.Biz birlikte mutluyuz ve ekibiz değil mi? 2.Sadakat duygusu gelişmiştir. ( Senden bunu beklediğimi söylüyorum.Seni kaybetmek istemiyorum....Umurumda değilsin aslında sana olan sadakatim benim verimlilk ilkelerimin göstergelerine bağlı.Senin yaşın,kariyer planın ve taleplerin benim gizli gündemimle eşleşmeyecekse.Üzgünüm dışarıda çok arkadaşın var.Hem fırsatta çok biliyormusun.Sen fırsatları seversin sever .Y sin sen.Yoksa alpha mıydın Üff Katolik nikahı kıymadık ya. Bugün ABD'de bile standart bir beyaz yakalının kariyerinin sonuna kadar en az 10 iş değiştireceği öngörülmekte.) 3. Kanaatkardırlar ( Bize aç adam lazım,Hırslı,Yırtıcı yani Roarrr.Neden biliyor musun.Ben sana karşı kanaatkar değilim.Hep çıtayı yükselteceğim. Senden tatminim azalan bir eğri olacak ve sen bu eğriyi artan doğruya çevirmek için saldıracaksın.Kendini geliştirmelisin, bana "yararlı olacak" şekilde .Bunu finanse edebilirim.Ünvanlar bekliyorum senden, CV'in hep parlak olmalı, geliştiğini bana hissettirmeli.Bitmeyen bir imtihandasın hiç bitmeyecek.Kemik sesleri duymak istiyorum.Evet seni hemen müdür yapabilirim.) 4. Çalışmak için Yaşama ( Yaşamak içinde çalışma, İzin verirsen bunu ben yönetirim. Otellerde toplantılar,Bonus seyahatler,Hediyeler.Yıllık iznini erken rezervasyonla hallet .Gör Dünyayı.Şımart kendini.Fakat fazla şımarma tabii ben yaşayarak çalışmanı istiyorum.Yani ikisi ayrı şeyler değil kuzum.Beni tüketmede neyi tüketirsen tüket egosal enerjini olumlu kullan.(Kendini tüketirsen ne olacağını biliyorsun söylemiş miydim) Mavi hap etkisini göstermeye başladıysa biraz ara verelim.II. kısım daha heyecanlı olabilir.Aslında sadece güzel çocuklarımız için bir şeyler karalıyorum. Büyüklerimize de saygı duruşu olsun.Korkmayın gomonist olmayacaksınız.Sürç -i lisan ettiysek affola.

28 Şubat 2010 Pazar

Küresel Finans Krizi ve Satışta Yaratıcılık: Arşimetin Banyo Küvetinde

Hollywood yapımlarını tıklım tıklım doldurduğumuz sinema salonlarında nefes almadan izledikten sonra gurur verici istisnalar dışında sinema endüstrimizin gezegen çapında ses getiren yapımları üretemediğini konuşurken teknoloji,sermaye,pazarlama gücü gibi bitkilerden oluşan bahaneler salatamızı kaşıklamaya devam ederiz. 2009 yapımı “paranormal activity” 15000 USD bütçe ile çekilmiş ,korku klasiği olmaya aday bir film; hasılatı ise 65 milyon USD civarında gerçekleşince beynimizi tokatlamaya yeten bir örnek oluyor .Aynı malzemeler ülkemizde yok mu sizce kameralar,bir ev, iki ortalama aktör,basit efekt yazılımı ve korku filmlerleri ile haşır neşir ortalama bir senarist...Örnekler çoğaltılabilir çoğu endüstrimiz için gerçekler çok değişmez.Marka yaratamama sızlanışımızıda aynı çerçevede değerlendirmek mümkün.
Bırakın gezegen başarısını yerel ve küresel markaların yüzleştiği pazarımızda hangileri alışveriş güdümüzü tetikliyor.Türkiyede faaliyet gösteren global şirketlerin pazarlama departmanlarının adaptasyondan kafalarını kaldıramamalarına rağmen yerellere karşı başarıları küçümsenemez ;Çokuluslu şirketler öğrenme maliyetini düşürmek ,karlılığını garantilemek ve pazar payını arttırmak için yaklaşık tüketici profilini taşıyan ülkelerde yaşanan deneyimlerin,ürünlerin oluşturduğu kütüphanelerini yerel şartlarda uygulamaya çalışıyorlar. “Think Globally, Act Locally” stratejileride yaşam süreci vur- kaç - öl döngüsünde ilerleyen güdük ürünleri en fazlası yerel rakiplerinin amiral gemilerini öldürmesede yaralasın denilen ¹bıyıklı Amerikan askeri tipinde hilkat garibelerini tasarlamaktan başka bir fonksiyon görmüyor.İsterdik tabii dünyada rakınında tekila kadar satmasını veya Kuzey Amerika pazarında reklamlarda bir ayran markasını. Peki ya yerel üreticilerimiz; kopyalama, esinlenme değil birazda kaliteye dikkat etseler düpedüz klonlanmış dedirtecekler ;Bazen şaşırttıklarıda olmuyor değil yani boynuz kulağı geçiveriyor.Yinede mantığımızı değiştirerek çok ama çok çalışmamız gerekiyor.
Bizdeki ²atılımcı düşünüş sanatı,hazımsız ve hazırlıksız bir kapitalizme geçişle ,kolaycı,etik karşıtı, şark kurnazlığını öne çıkaran ve değer veren en kötüsü yol veren toplumsal zekanın anlayışı önderliğinde gelişmesini sürdürmektedir öyleyse gelişim yönünün negatif olduğunu söylemekte pek haksızlık sayılmaz.İstisnaları yok mu ? Hiç mi pozitif üretici, kişiler,kurumlar, şirketler ,departmanlara rastlanmıyor ülkede ;Elbette var ama gerçeği değiştirip istisna sıfatını kaldırabilecek gücü görebiliyormusunuz örneklerde.? Toplumsal aklımızın aldığı etik,eğitim,vizyon,geçirdiğimiz travmalar düşünce örgümüzün iplikleridir ;Travmalarını tedavi edememiş,kalitesiz eğitimle donanmış,vizyonu olmayan,etikten yoksun düşünce örgüsünün yarattığı insan ve kurum tipleri yeni travmalara yol açar ve birbirini besleyen alev ve mum örneği biraz ışıkla avunurken daha fazla yanıp daha fazla eririz .
Kaptanın kaptanlığını gösterdiği fırtına ortamında “global krizde lokal ölümler” denizinde yol alan şirketlerde hele ki işsizlik baskısı damoklesin kılıcı gibi sallanırken tepelerinde atılımcı düşünceyi içeren aksiyonlar hayati önem kazanıyor.Satış alanında katkı sağlayacak düşünceleri oluşturmak için şirket içinde yakalamamız gereken şartların başında her şeyden önce saçmalama özgürlüğüne yakın bir atmosfere ihtiyaç duyulmasıdır.Herhalde ki bahsettiğimiz sınırlarını fayda ve maliyet orantısının çizdiği bir saçmalama özgürlüğüdür.Geriye kalan çıkan fikri uygulama iradesidir; ³Otokraside bir kişinin istediği olur; Aristokraside birkaç kişinin istediği olur .Demokraside hiç kimsenin istediği olmaz ;Şirketlerde son sözü söyleyenlerin karar süreçlerinde hangi yönetim şeklini hangi zamanlamada kullanacağı ölü doğan veya katledilmiş fikir üretiminin belirleyici faktörüdür.
Ayrıca etik problemlerde kenara atılmamalıdır bir başkasının fikrini çalanlar ,pazarlayanların çokluğu bir yana bu durumu süzemeyen,nemalandıran yönetimlerde motivasyonu düşürebilir.
İyi bir fikir veya güçlü bir çözümü için atılımcı düşünüş sanatı ve mantığının evrensel şartlarını alıntılarla harmanlarsak:

²1.Sezgisel Seçimli Süreçler : Isaac Newton başına düşen elmanın üzerinde düşündüğü probleme etkisi ne olmuştu ? 1000 yıldan beri Anadoluda başımıza milyonlarca elma düştü ağaçtan sanırım çoğunu yedik fakat bunu yerçekimi ile ilişkilendiren ingiliz üstad oldu, oda elmayı yiyebilirdi.Adımları seçimli kodlama,seçimli birleştirme,seçimli karşılaştırma problem çözmeye odaklandığımızda Yale üniversitesinden Sternberg’in tanımladığı üç egemenli zeka kuramının bir parçası...
2. Beyin Fırtınası :
a- Eleştiri Yok!!!: Fırtına sırasında eleştiri yok sadece öneriler var
b- Hareketi Koru: Ayrıntıları geliştirmek için havada asılı durma , ,fikir söyle,nicelik ara
c- Sırtlan :Başkalarının fikrini genişlet , değişiklik ekle
d- Çeşitlendir :Karşıt kategoriden gelen fikirleri,farklı fikirleri,bakış açılarını dene
3. Eski çözümlerden sakınmak için problemleri yeniden tanımla ,Gerçeği bul ve farklı cevaplarında doğru olabileceğini hesap et.
4.Basit tut :Karmaşık cevaplar ve çözümler ,detaylar yeni problemleri getiren doğru cevaplar içerebilir. En basit cevap tatmin etmiyorsa ileri adımları at. (Ockham’s razor- ustrası)
5.Bilgi Yönetimli düşün.
6.Üretkenlik içinde araştırıcı ol ( 24/7)
7.İddialı fikirler yarat :Bakteriler bile besin olarak olağan durumlarda hiç kullanmadıkları besinleri kullanıyorlar üstelik bir kaç kuşak sonra uyum sağlıyorlar.
8. Umut peşinde koş :Denemekten yorulma,Edison ampulu buluncaya kadar 1000 deneme yaptı biliyorum o kadar vaktiniz yok ama baskı altında üretme çözümü dahada çabuklaştırabilir.Edisonun parası az,vakti kıt olsaydı birde Türkiyeli olsaydı bu sayıyı indirebilirdi kuşkusuz.

Şimdi raflarda neler yapabiliriz , sofistike çözümler veya basit hamleler, mutlaka satışa dönüşüyle değer kazanacak o yüzden gerçek showbiz bizim için rakamların dünyası olmalı.Arşimetin banyo küvetine girme zamanımız çoktan geldi bizde Türkün aklı ya kaçarken ya diye devam eden adetimizi değiştirmemizinde.

Berhan Ulusoy /İstanbul

1. Ekşi Sözlük
2. Archimede’s Bathtub , The Art and Logic Breakthrough Thinking /David Perkins 2000
3. The Decline and Fall of Science / C.E Green 1976

17 Şubat 2010 Çarşamba

İŞLETME ZEKASINDA YOL AYRIMLARI

*Çerçi “ ses,bildiri,haber” anlamına gelen moğolca Car kelimesinden türetilmiş; aynı zamanda “Hawker” bu sözcüğün ingilizcedeki karşılığı oluyor “ sokak sokak bağırarak ürün satan adam ” anlamına geliyor.Etimolojik köklerden, ihtiyaç ve tatmin paydasında toplumların birbirine ne kadar yakın evrildiklerine benzer yollardan yürüdüklerine dair fikir yürütmek mümkün.Bu iki temel güdünün arasında koşturan satışçıların aranan karakteristikleride çağlara ve ürünlerine göre şekil değiştirdi günümüzde hala sokak sokak gezip boza,patates soğan diye bağıran satıcıların nostaljik spotlarla beynimizi uyarması yerini en modern kitle iletişim/sunum araçları ve yönetim teknikleriyle küresel ölçekte ürün pazarlayan satış yöneticisine bıraktı.80’lerin sonunda ticari matematikle arası iyice olan , esnaf ve bayii dilinden anlayan temiz pak satış yöneticileriden artık kendisine verilen pazarlama karışımından kanallara,kategorilere,iç/dış/son müşterilere katkı verecek şekilde uygulama geliştirmesi beklenen, çok boyutlu ,çok görevli bir süper satıcı tipinin genlerini taşıması bekleniyor.Gerçi uluslararası ve ulusal kalburüstü firmaların emek piyasasından talep ettiği kriterlere göre böyle bir insan yaşıyorsa herhalde pelerinle göklerde dolaşıyordur neden sizin şirketinizde çalışsın dedirtir. İş yaşamının her alanında görülen bize özgü dualite,dejenerasyon ve manipülasyon potansiyeli , büyük beklentileri çakma guruların,en kahraman rıdvanların cevapladığı düş kırıklıklarına dönüştürdü desek yalan olmaz.Öyle ki durum çantadan gelen alaylılarla mekteplilerin adını koçluk olarak ithal ettiğimiz deneyim ve yeni kanla tazelenmenin füzyon mutfağında , el ense kıvamında çatışmalarını bile mumla aratacak vaziyettedir.Yaşadığımız topraklarda harman olmuş Anadolu kültürlerinin zengin hamurunda yeşeren ticari geleneklerin,köklü kurumların yansımasını taşıyacağını düşündüğümüz yönetim insanlarının hele ki mental düzeyini batı standartlarında eğitim ve yaşayışla kremalandırılmış bir jenerasyonun dümene geçmesini beklerken sanki ışınlama sırasında teknik bir aksaklıktan dolayı mutant olmuş yarı anglosakson yarı türk tipi seri katil tadında kişilikler ya da üç beş jargon kelime dağarcığıyla türkilizcenin kuyruğuna yapışmış yaratıklarla dolu bir ormanda yol almanın şaşkınlığını yaşarsınız.Sanılanın aksine parmakla gösterilen şirketlerde daha çok rastlanan durumlardır Mobbingciler,Kutsal ittifakçılar,Okuldaş çeteler,Buluş bill’ler,Proje parlatıcıları,Egomanyaklar türün beslendiği alt yapıların listesi uzar gider ve geç farketmemeniz için neden çok azdır çünkü markalaşmasını tamamlamış şirketlerin ormanında gizlenecek çok yer vardır ne yazık ki.Sorunsal sadece klasik sektörlerde ve departmanlarla sınırlı değildir.21. Yüzyıl Türkiyesi oldukça donanımlı ,heyecanlı , değerleri olan insan kaynağının yaşayamayacakları kadar dejenere olmuş zararlı organizmalarla dolu bir florada varolma savaşına sahne olacak gibi duruyor.Bu konuda bir aksiyon almazsanız zombi etkisinden kaçmanız pek mümkün gözükmez.Peki ne olduda kültür karmaşası içinde hayatın tadını ve zaferini fast food hızında yaşamak isteyen ,hırsı bilgisini aşmış ahlakın arkasına düşmüş kişilikler, korku /komplo tiranları egemen topluluklar haline geldi,ehliyetsizlik bu kadar tavan yaptı bu ülkede.Dönüp dolaşıp insan kaynakları departmanına gidersiniz ama et kokarsa tuz var ya işte tuzunda koktuğu yerdesinizdir.Toplumun dejenerasyonun irdelemesini yapmak başka bir deyişle problemin tanımından çözüme gitme sosyologların ,toplum mühendislerinin borcu ve görevi bize düşen evimizin önünü yani şirketimizi ,ailemizi reanimasyon odasına taşıma zorunluluğu ;Şirketler soyut yapılar ,insan olmadıktan sonra hiç bir değeri olmadığını artık tartışan yok.İnsanın ise ilk ve önemli ruhsal formasyonunu kazandığı kurumun aile olduğu gerçeğinden hareketle çözüm için gerekli ana erkin şirketin,değerlendirme,yargılama,eğitme,iş yapma,işe alma süreçlerinin şeffaflık ve adalet duygusunu esas alarak aile titizliğinde ve şefkatinde işlerliğini sağlayan zekası merdivenin en güçlü basamağı olmalı. Önce mantıksal zeka (IQ) yüceltildi sonra duygusal zekayı (EQ) keşfettik birinin diğerinden daha önemsiz olmadığını öğrenmemiz içinse bedeller ödedik.Hepsi insan zekasının farklı duyarlılıklarını gösteriyor ,işletme zekası insan zekasının duyarlılıklarını parıldatmadığı zaman bedeller ödenmeye başlanıyor demektir.Atom maddenin yapıtaşı insansa şirketin, emin olun ikisinide patlatmanın zararı küçümsediğinizden fazla olacaktır.Ahlaksızlığı tasdikli ama skorları süper bir yöneticiye göz yumulmalı mı? Gerçekten sürdürülebilir bir başarı gözükse bile entropi aramayacak mısınız? Günü,yılı vb. kurtaran şirketler için cevap evet olacaktır kuşkusuz.Kongo Gumi (578) Japon İnşaat şirketi 2006'ya kadar 40 nesil tarafından yönetildi;Fin stora enso 1288 'den beri var ve çalışma etiği mükemmel derecede.İşletme zekasının göstergesi sadece ürettiği yarattığı katma değerin maddi ve oransal tutarının büyüklüğü veya hareket stratejileri ile ölçülmemeli.Hepimiz biliriz 3M'in post-it'i bulma hikayesini işte o hataları yapacak insanlara sabır gösterme bile zeka ve etik göstergesi değil mi?

* Cogito 1995/5 Robert Hendickson,The Grand Emporiums

Berhan Ulusoy /İstanbul